MEHMETİN DEPREM GÜNÜ,CUMA NAMAZINDA YAŞADIĞI MÜTHİŞ OLAYLAR

Mehmetle son telefon konuşmamızı 12 kasım 1999 Cuma günü ,Cuma namazında hemen sonra yapmıştık. Beni Düzce den aramıştı. Ben de o esnada, Tokat ın Turhal ilçesinde ,değerli eğitimci meslektaşlarım Nurettin Pala ve Hakkı Kalaycı beylerin misafiriydim.

Mehmetle telefon görüşmemiz uzun sürmüştü.

Mehmet:

Ben Düzceye geldim hocam diyordu. Sıla-yı rahim edeyim ve ailemi göreyim diye...

Beni cep telefonumdan aradığı için,konuşmanın fazla uzamaması açısından,Cuma gününü ve Cuma namazını tebrik edip ,kalbi dileklerimi ve temennilerimi sunduktan sonra ,ben de teşekür ettim ve konuşmayı bitirmek istedim.

Ama telefonu kapamıyor ve ayrılmak istemiyordu. Çok önemli bir şey söylemk istediğini anlamıştım.

Hocam dedi.bu Cuma namazı başka bir namaz oldu. Hayatımda böyle bir namaz kılmadım.

Nasıl diye merakla sordum.

O hizli ,dokunaklı ve nezaket dolu ses tonuyla derin ve içli bir nefes alarak:

Bambaşka bir namazdı diye tekrar etti.

Bir anda sesinin titrediğini,kelimelerin bölünüp bittiğini anladım.Müthiş bir heyecan  içindeydi.

Ağlamamak ve hıçkırığını bastırmak için sık sık yutkunuyordu. Çok merak etmiştim. Mehmeti bu kadar heyecanlandıran ve duygulandıran Cuma namazında neler olmuştu?

Mehmet diye atıldım. Kendini toparla hadi.. Beni de heyecanlandırdın.  Allah kabul etsin,Cuma namazını merak ettim. Anlat seni dinliyorum.

Yine derin bir soluk alıp,sakinleşmeye çalıştıktan sonra devam etti:

Hocam her gördüğümü anlatmak nasıl bir şey bilmiyorum. Acaba mesul duruma düşermiyim?

Benim şaşkınlığım gittikçe artıyordu.

Ne demek dedim. Her gördüğünü anlatmak? Neler gördün de anlatmaya tereddüt ediyorsun?

Neler değil ki? Diye bir anda hıçkırmaya başladı. Hocam neler oldu bu Cuma namazında neler... sanki bir başka aleme gittim. Ben bir başka alemi yaşadım.

Hıçkırıkları gittikçe artıyordu.

Telefonun bir ucundan ben diğer ucundan mehmet,karşılıklı gözyaşı döküyorduk. Çok önemli şeylerin olduğunu anlamıştım. Yine mehmet beni şaşırtmaya beni heyecanlandırmaya ve çok ibaretli bir hadiseyle bana önemli dersler vermeye hazırlanıyordu.

Mehmetin o temiz kalbi ve tertemiz duygularıyla gözlerin göremeyeceği ulvi şeyleri gördüğünü tahmin etmiştim. Çünkü mehmet öyle bir manevi makam yakalamıştı ki,o makamda çok şeyler görülebilirdi. Ama kendisi kendisinin nerelerde olduğunu bilmiyordu.

Hıçkırıkları biraz hafifleyince:

Mehmet seni dinliyorum diye üsteledim. Bana anlatmalısın. Çünkü senin yaşadıklarından ibret alcak birçok insan var. Hatta anlatmazsan mesul olursun.

Kendisine has tatlı ve dokunaklı bir ses tonuyla anlatmaya başladı.

Cuma namazı için camiye gittim. Caminin sol tarafında boş bir yer bularak oturdum. Vaiz efendi güzel şeyler anlatıyordu. O anlattıkça ben kendi alemime dalıp gittim.

Mehmet tekrar anlatıp anlatmamakla  tereddüt edince :

Sonra diye ikaz ettim.

Sonra kendi dünyamda bir yolculuk başladı. Bu yolculuğu nasıl anlatsam hocam ?

Yine sesi titremeye başlamıştı.

Nasıl olduğunu bilemediğim ve anlayamadığım bu yolculukta karşıma bütün ihtişamıyla KABE çıkmıştı ,diye devam etti:

Kendimi o muhteşem kalabalıkta buldum. Orada kılınan Cuma namazında saf tuttum. O heyecanımı size anlatamam. Namazdan sonra baktım Kabenin içine bir kapı açılmış,bazı insanlar oraya gidiyorlar. Ama oraya her insanı almıyorlar. Ben de şansımı deneyeyim,orada ne var diye kapıya yöneldim. Kapıya kavuşunca baktım,benim çok sevdiğim ve çok iyi bir insan kapıda bekliyor. Onu görünce kucaklaştık. İçeri gir mehmet bak neler görceksin dedi.

Heyecanla içeri girdim. Baktım ki muhteşem saray gibi bir yer. Tam karşıda bir kalabalık,kalabalığın önünde de bir kürsü kurulmuş,başta peygamberimiz (a.s.m) Hz Ebubekir,Hz Ömer, ve diğer bazı zatlar ve Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri...

Ben içeri girince,   Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri bana işaret etti ve beni yanına çağırdı. Hoş geldin ,kardaşım mehmet diyerek kolumdan tuttu. Peygamber Efendimizin (a.s.m) önüne getirdi. Ya Resulallah işte mehmet budur dedi.

Peygamber Efendimiz saçımı okşadı,ben de mübarek ellerinden öptüm.

Peygamber Efendimiz yüzüme şefkatle bakarak yalnızca maşallah dedi.

O esnada camide müezzin sesini duydum ve kendime geldim,baktım ki ,Düzce de camideyim.

Bu yolculuk bir hayalmiydi bilmiyorum hocam. Ama oradaki mübarek havanın ciğerlerime işlediğini hissettim.

Mehmetim seni tebrik ederim diyebildim. Ve yine karşılıklı ağlamaya başladık.

Bir müddet sonra da:

Camide de bambaşka bir cemaat vardı hocam,diye mehmet içini çeke çeke konuşmasını sürdürdü.

Nasıl bir cemaat diye sordum.

Bambaşka bir cemaat vardı. Bugüne kadar böyle camii cemaati görmedim. Özellikle de caminin sağ tarafını doldurmuşlardı. Tek tip elbiseli,son derece namaz adabına uygun oturuşları ciddiyetleri ile dikkat çekiyorlardı.

İlk anda bu insanların bir tarikata mensup bir cemaat olduklarını tahmin etmiştim. Ama değildi. Sanki insan üstü bir görüntü ve çok mükemmel bir davranış içindeydiler.

O namazda aldığım hazzı ve lezzeti anlatamam . içime tarifsiz bir huzur dolmuştu. Namaz boyunca ağladım durdum.

Ben böyle bir namaz böyle bir cemaat görmemiştim. Böyle bir manevi havayı solumamıştım.

Mehmet kendini bilmiyordu ama,onun iç dünyasında ve gönül ikliminde çok kutsal ve çok ulvi hadiseler cereyan ediyordu. Bütün bunlar,mehmetin katettiği  manevi yüceliğin işaretleriydi. Artık inanmıştım ki,o meleklerle velilerle ve şehitlerle namaz kılıyordu.

Mehmeti fazla hislendirip duygulandırmamak için tekrar telefon konuşmasını kesmek istedim.

Mehmetin bana son cümleleri şunlar olmuştu:

Hocam dün size bir mektup yazıp gönderdim. Ömür kısa,belki de görüşmeyebiliriz. Hakkınızı helal edin.ellerinizden öpüyorum.

Ben de kalbi dualarımı ve iyi dileklerimi ifade ettim.

Karşılıklı gözyaşları ve gönül ıslaklığıyla telefonu kapattık. Bu karşılıklı konuşma mehmet için adeta bir veda gibi olmuştu.

 

anasayfa